Solo enstrüman eğitiminde olduğu gibi, piyanistin oda müziği alanındaki eğitimi de, ona bu dersi veren eğitmen tarafından akıllıca yapılandırılmalıdır.
Piyanist, oda müziği yapmaya başlayıncaya dek; kendi tek kişilik dünyasında yaşamakta olduğunu, ancak birisiyle birlikte müzik yapmaya başladığında fark edecektir.
Piyano partisinin yoğun olmadığı, bir diğer enstrümancıya destek olunmak anlamında eşlik yapmak; çoğunlukla genç piyanistin ilk deneyimi olur. Önüne konulan partisini hemen çalması beklenen genç piyanist, bunu yapamıyor olmanın yenilgi duygusuna kapılıp, kendi yetenek ve birikimini sorgulayabilir. Ancak, eşlik ya da korrepetisyon dediğimiz alan; yıllar içinde bolca eşlik yapmak tecrübesiyle pekişir. Piyanistin armonik kavrayışı geliştikçe ve çalmaktan ziyade dinlemeye odaklanma becerisi ve refleksleri geliştikçe, eşlik yapmak konusu, bir piyanist için git gide daha rahat yapabildiği bir uğraş haline gelir.
Eşlik/korrepetisyon ile oda müziği yapmak birbirinden biraz farklıdır. Eşlik yapıldığında, inisiyatifi elinde bulunduran bir başka enstrümancıya kibarca destek olunurken; oda müziğinde piyanist ve birlikte çaldığı enstrüman veya enstrümanlar eş derecede söz hakkına sahiptir.
Gerçek oda müziği, enstrümanına hakimiyet ve teknik yönden birbirine denk olan müzisyenlerin bir araya gelip, çaldıkları eseri yorumlamak adına ortak bir görüşte buluşmasıyla ortaya çıkar. Birlikte müzik yapanların telepatik bir birliktelik düzeyine ulaşması, birbirlerine sahne üzerinde koşulsuzca güven duyabildikleri ve farklı stillerdeki eserlerde birbirlerine özgürlük tanıyarak birlikte müzik yapabildikleri düzey; profesyonel oda müziği niteliğini ifade eder görüşündeyim.
Bir piyanist, beraber kaç enstrümanla çalıyorsa, o kadar ayrı partiyi, birbirinden bağımsız şekilde duyabiliyor olma yetisini geliştirmiş olmalıdır. Çoğunlukla çok zor piyano partileri olan büyük oda müziği eserlerinde, piyanistin hem kendi partisini en yüksek düzeyde çalması, hem de yanındaki kişinin çalışını takip etmesi, birlikte uyumla çalabilmeleri için enstrümanlar arasında dengeli bir beraberlik kurabilmesi; oldukça zorlu bir konudur. İşte bu nedenle, piyanistin önce Duo eserler çalması, ardından iki enstrümancıyla birlikte Trio eserler çalması uygun olacaktır. Piyanolu quartet, homojen bir piyanolu oda müziği türünün son örneğidir diye düşünüyorum. Piyanolu kentet itibariyle; müziğin algılanma biçimi yaylı veya üflemeli dörtlü artı piyanist şeklinde, piyanisti hem yalnızlaştıran hem de birlikte çaldığı tekil enstrümancılardan bağımsızlaştıran bir anlayışa evrilir diye kendi kişisel tecrübelerime dayanarak görüş bildirmek istiyorum.
Piyanistin enstrümanını en yüksek nitelikte çalmayı öğrenme yolculuğunun bir benzerini, oda müziği alanında da yapması gerekir. Tüm bu yolculukların ve karşılaşılan zorlukların, müzik yapmak olağanüstü güzel uğraşısı için olduğunu unutmaz ve keyifle müzik yapmayı sürdürürsek, o zaman Oda Müziği sahnesi, müziği paylaşmanın en samimi şekli olarak, piyaniste de dinleyenlere de derinden etki edecektir inancındayım.
Hamburg'da Hochschule für Musik und Theater'de 2. Yüksek Lisans eğitimimi Prof. Niklas Schmidt ile Oda Müziği alanında tamamladıktan sonra, 2016 yılından itibaren, pek çok yetenekli genç müzisyenin Oda Müziği derslerinin hocası olmak mutluluğunu yaşadım. Çalıştığımız eserlere dair ve öğrencilerin çeşitli canlı konser performanslarından örnekler: